Bir web sitesine baktığımızda az renk, bol boşluk ve birkaç kısa cümle görüyorsak onu “basit” olarak tanımlamak kolaydır. Oysa iyi bir sade tasarım, çoğu zaman karmaşık bir tasarımdan daha fazla karar içerir. Fark şudur: Bu kararların büyük bölümü kullanıcıya gösterilmez.
Sadelik, ekranda az şey bulunması değildir. Kullanıcının neye bakacağını, neyi anlayacağını ve bir sonraki adımda ne yapacağını düşünmek zorunda kalmamasıdır. Bunun için içerik sırası, başlıkların ağırlığı, satır uzunluğu, boşluklar, renk kontrastı ve etkileşimler aynı amacı desteklemelidir.
En zor işlerden biri çıkarmaktır
Bir bölüm güzel göründüğü hâlde ana fikri zayıflatabilir. Bir animasyon teknik olarak etkileyici olduğu hâlde kullanıcıyı yavaşlatabilir. Bir açıklama doğru olduğu hâlde yanlış yerde bulunduğu için okunmayabilir. Sadeleştirme, yalnızca azaltmak değil; her parçanın neden orada olduğunu sorgulamaktır.
Bu yaklaşım geliştirme tarafında da devam eder. Sade görünen bir sayfanın farklı ekranlarda bozulmaması, klavyeyle kullanılabilmesi, hızlı açılması ve hareket tercihlerine saygı göstermesi gerekir. Kullanıcının görmediği kod yapısı, gördüğü sakinliğin arkasındaki düzeni oluşturur.
Bir arayüzü değerlendirirken kendime üç soru soruyorum:
- Kullanıcı ilk birkaç saniyede bu sayfanın ne hakkında olduğunu anlayabiliyor mu?
- En önemli eylem, bağırmadan fark ediliyor mu?
- Bir unsuru kaldırdığımda anlam kayboluyor mu, yoksa sayfa rahatlıyor mu?
Bu soruların cevapları tasarımı yalnızca daha temiz değil, daha dürüst hâle getirir. Her şey aynı anda önemli görünmeye çalışmadığında gerçekten önemli olan şey kendine yer bulur.
Sade bir web sitesi bu nedenle boş değildir. Aksine; içerik, tasarım ve kod arasındaki gereksiz mesafe azaltılmıştır. Kullanıcı nihai sonucu kolay deneyimler. Zor olan, o kolaylığın arkasındaki kararları doğru vermektir.